“Bir Fırınım Olsaydı Ekmeği Tam Buğday Unundan Yapardım”

  • 01 Şubat 2015
  • “Bir Fırınım Olsaydı Ekmeği Tam Buğday Unundan Yapardım” için yorumlar kapalı
  • 3.074 kez görüntülendi.
“Bir Fırınım Olsaydı  Ekmeği Tam Buğday Unundan Yapardım”
Lezzet Kurusu
[swf:https://www.ekmekdunyasi.com/reklamlar/tmak.swf]

Türk Halkı tarafından günümüzün Lokman Hekim’i olarak kabul edilen ve bilimsel açıklamaları ve yeni başarılarıyla Dünya Bilim Literatüründe saygınlığını koruyan Prof.Dr.İbrahim Adnan Saraçoğlu ile Organik Ürünler, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ürünler, buğdayın faydaları, Anadolu’daki gen bankası olarak bilinen ürünler, domuz gribine karşı koruyucu önlemler ve ebter tohumlar üzerine konuştuk.

Ekmek Dünyası: Organikle, doğal ürünler arasındaki fark nedir. Organik diye satılan ürünler gerçekten organik midir?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: İkisinin arasında çok büyük fark vardır. Şu anda piyasada organik pazarlar kuruluyor. Ya da bu organik üründür deniliyor. Şimdi bakın organik denildiği zaman temelde şu anlaşılıyor. İşte gübre yok. Hormon yok. Zirai ilaç kullanılmadan yetiştirilmiş ürün anlamında. Organikte zaten bu gerekli ve şarttır. Ancak organik demek bununla yeterli kalınmayacak çünkü bir de tohumunu soracaksınız. Tohum çok önemlidir. Tohumda kesinlikle GDO olmaması lazım. Örneğin Mısır’da GDO var. Soya’da GDO var. 3 tane tohum çeşidi var.

Standart Tohumlar yani bizim yüzyıllardır Anadolu’da geleneksel tarımla yaptığımız işte tohumu ekiyoruz. Tohumdan mahsul elde ediyoruz. O mahsulün bir kısmını tohumluğa ayırıyoruz. Domates, salatalık, biber, buğday, patlıcan..vs. İşte bu standart tohumlara biz doğal tohum diyoruz. Bir de hibrit tohumlar var. Hibrit tohumlar Ebter tohumlardır. Tıpkı GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) gibi. Yani bunu ektiğiniz zaman mahsulünden tohumluk alamazsınız. Burada hibritteki özellik nedir. Mahsulde %40-50 lere varan bir ürün artışı sağlamaktadır. Bundan dolayı tercih ediliyor. Ve bunlar genelde seralarda yetiştiriliyor. Tabi ki açık alanlarda da mevsiminde yetiştirilmek şartı ile. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey yani hibrit tohumlarda melez tohumlarda Anadolu’nun öz kaynakları ile kendi tohumlarıyla melezlememiz lazım. Bunu yapmadığımız takdirde yabancı kaynaklı bir tohumla bunlar melezlenir ise o zaman başarılı bir sonuç yani kaliteli bir ürün almak yanlış olur yani alamayız. Örnek vereyim size Domates kalp büyümesine karşı makula dejenerasyonuna karşı yani insan gözünün bir neyse baktığında eğri görürsünüz genellikle yaşlı insanlarda olur. Domates, makula dejenerasyonunda gerekse de iyi huylu prostat büyümesine bağlı idrar yapma zorluğu çekenlerde ve kalk büyümesi şikayetlerine karşı mükemmel bir yardımcı tedavi sunar. Ancak bunu bizden olmayan melez tohumlarla, hibrit tohumlarla yaparsak bu sonucu alamıyoruz. Çünkü etkin maddeler değişiyor. Demek ki bir doğal tohum yani standart tohumlar insan sağlığı için çok önemli etkin maddeler içeriyor fakat melezlemeye girdiği zaman buna Miss Matching denir. Bundan dolayı içerisindeki etkin maddeler azalıyor veya tamamen bir kısmı yok oluyor. Şimdi bu ebter tohum yani melez tohumlar yani hibrit tohumlar bunlar aynı.

Bu GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) üzerine çok yazılıp çizildi. Ama Türkiye’de ne domateste, ne salatalıkta, ne biberde, ne patlıcanda herhangi bir şekilde GDO yok. GDO’lu tarım bu anlamda sebzelerde yapılmıyor. Ancak bilinmesi gereken şu var ki GDO olan ürünlerin de bu memlekete girmemesi lazım. Onlar genlerine müdahale edilmiş tohumlardır. Dolayısıyla hem ebterdir yani mahsülü ektiğinizde ondan aldığınız tohumu tekrar ekemezsiniz. Tıpkı melezlemede olduğu gibi hibrit tohumlarda olduğu gibi dışa bağımlı kalırsınız. Yani sürekli yurt dışından tohum almak zorunda kalırsınız. Ve ayrıca GDO larla ilgili olarak da yurt dışında Viyana Üniversitesi’nde yapılmış bir klinik çalışma var. Burada bu tohumların GDO lu tohumların gerek bağışıklık sistemini ve gerekse üreme sistemini zayıflattığı klinik deneylerle kanıtlanmıştır.

“Türkiye’de GDO’lu buğday yok”

Ekmek Dünyası: Son günlerde basında Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) haberleri duymaktayız. İşin aslı nedir? Buğdayda GDO mümkün müdür?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: GDO gayet tabiî ki buğdayda da mümkündür. Türkiye’de GDO’lu buğday yok. Şunu söyleyebilirim. Hibrit yani melezleme var. Bugün Tarım Bakanlığımız eskiden bu hibrit buğdaylar yurt dışından geliyordu. Ama artık Türkiye Allah’a şükür Anadolu’nun kendi buğday kaynakları ile melezleme yapıyor. Hibrit elde edebiliyor. Bu da oldukça başarılı. Bu konuda Tarım Bakanlığımızı ben kutluyorum. GDO meselesi ile ilgili olarak medyada bu konuda uzman olmayan pek çok kişi çıktı. Sanki Türkiye’de GDO’lu sebze varmış gibi insanların kafasını karıştırdı. Türk Halkımızı da yanılttılar. Salatalık, domates, biber, patlıcan ..vs. Bunlar GDO’lu değil hibrit tohumlardır. Yani melezleme ile elde edilmiş olan tohumlardır. Bu anlamda tabiî ki bilinmesi gereken şu var. Anadolu topraklarındaki kendi kaynaklarımız yetişen doğal ürünlerimizle melezleme yapma yoluna gitmeliyiz. Hindistan’dan, Amerika’dan veya Brezilya’dan gelen bir tohumla değil kendi Anadolu’muzun öz kaynakları olan kendi tohumlarımızla biz bunu yapmak zorundayız. Aksi takdirde başarılı sonuç almak mümkün değildir.

“Anadolu’nun GEN Bankasına Sahip Çıkmalıyız!”

Ekmek Dünyası: Bizlere okullarda öğretilen; Anadolu’nun buğday ambarı olduğuydu, şimdi görüyoruz ki iyi ciddi buğday ithal eden ülkeyiz bunun nedeni nedir?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Anadolu toprakları gerçekten de bazı ürünlerde gen bankasını oluşturur. Nedir bunlar Mercimek, nohut ve buğday… M.Ö.3500 yılına kadar giden Anadolu’nun gen bankası var. Özellikle bu hangi yörelerdir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin güney kısımlarıdır. Hakikaten de bu anlamda buğdayda, nohutta ve mercimekte bir gen bankasıdır. Bu anlamda şunu söylemek mümkündür. Anadolu’nun biraz önce belirtmiş olduğum gen bankasına sahip çıkmamız gerekmektedir. Bundan dolayı da zaten Tarım Bakanlığı bu yıl zannediyorum Temmuz ayında Ankara’da bende katılmıştım. Dünyanın 3.büyük gen bankasını kurdu. Bu Aralık ayında da geniş anlamda temelleri artık atılmış oldu.

Ekmek Dünyası: Türk halkının ekmek tüketimi yüksek olduğunu biliyoruz bu doğru beslenme midir?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Hakikaten ekmek dediğimiz, yani buğday dediğimiz nimete karşı bu millet çok büyük saygı duymaktadır. Ancak ekmek konusunda da çok fazla müsriflik yapıyoruz. Yani çok ekmeği yok yere ziyan ediyor çöpe atılmasına seyirci kalıyoruz. Dolayısıyla burada dikkatli olmak zorundayız. Ekmek zayiatının önüne geçilmesi için halkımızın bu konularda da bilgi verip eğitilmesi gerekmektedir. Nimete çok saygılıyız, yani küçücük bir toplu iğne başı kadar bir ekmek kırıntısını yolda görsek onu hemen yerden alır öpüp başımıza koyup üzerine basılmayacak bir yere bırakırız. Ancak ekmeği evde nasıl tüketilmesi gerektiği konusunda çok eğitimli olduğumuzu ben düşünmüyorum. Bu konuda herkese görevler düşüyor.

Ekmek Dünyası: Buğdayın faydaları nelerdir. Nasıl kullanılmasını tavsiye ediyorsunuz?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Anadolu buğdayı, karakılçıl buğdayı olsun sarıkız bunların çok çeşitleri var. Özellikle emes hastalarında buğdayın haşlanıp suyunun içilmesi emes hastalarının ataklarının hafif geçirilmesine, ataklar arasındaki mesafenin açılmasında önemli rol oynuyor. İnsan sağlığı üzerinde de çok olumlu etkileri var ekmeğin.

Ekmek Dünyası: Beyaz Un bütün zenginliği soyulmuş un mudur? Tam Buğday Ununun Hikmeti nedir?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Avrupa’da ki yakın bir zamanda bu Türkiye’ye de gelecek inşallah… Bunun üzerinde şu anda çalışılıyor. Un paketini Avrupa’da satın aldığınız zaman üzerinde TİP numarası vardır. Örneğin; TİP numarası 550 dediğiniz zaman glüten bakımından zengin fakat mineral ve vitamin açısından kepek açısından çok düşük demektir. Yani TİP numarası düştükçe ekmek beyazlaşır. TİP numarası yükseldikçe Örneğin TİP 850-900-1000-1200-1300’lere çıktıkça ekmek unu ve ekmeğin rengi de koyulaşır. TİP numarası Örneğin 550 olanlarda glüten bakımından zengin ancak nişastası yüksek ekmek demektir. Ancak içerisindeki vitamin ve minerallerde en düşük seviyede demektir. Şimdi 100 gram buğday ununu TİP numarası 550 olan bir buğdayı kullandığınızda unu kullandığınızda bunun 100 gramını yakarlar fırında ve 550 mg. kül kalır. Bunun içerisindeki mineral 550 mg. Hâlbuki buğdayın en dışındaki o kepek ve mineral bakımından en zengin lifli yapı maalesef TİP numarası 550’de hemen hemen yok demektir. En makbul olanı buğdayın tamamının kullanılmasıdır. Bu da TİP numaraları 1200-1300’lerdir. Bu anlamda Türkiye’ye de çok yakında bir standart geliyor. En doğru ekmek tam buğdaydan yani buğdayın tamamı kullanılarak yapılan ekmektir. Zaten tadı da bunun mükemmeldir. Ve zaten rengi de bembeyaz süt gibi bir renk değildir. Bilin ki bir ekmek ne kadar açık renkli ise onun TİP numarası o kadar düşük ve mineral ve vitamin bakımından da o kadar düşük demektir.

Ekmek Dünyası: Türkiye’deki fırınları ve pastaneleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Türkiye’de genellikle fırınlar ve pastaneler TİP numarası en düşük olan unları kullanırlar.Çünkü pastacılıkta TİP numarası düşük olan unlarla çalışmak çok daha kolaydır. Ve çok çabuk da pişerler. Örneğin TİP numarası yüksek olan bir buğday unu fırında ekmek olarak hazırlandığı zaman fırının içerisinde en aşağı 1 ila 1,5 saat arası kalır. Ama TİP numarası düşükse 15 dakika da ekmek fırının içerisinden çıkar. Ve çok da hızlı pişiyor. Besin değeri, mineral ve vitamin değerleri de düşük oluyor.

Ekmek Dünyası: Prof. Dr. Saraçoğlu’nun fırını olsaydı ne çeşit ekmekler yapmak isterdi?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Bir Fırınım Olsaydı Tam Buğday Unundan Ekmek Yapardım. Kesin olarak tam buğdayı kullanırdım. Çavdar ve yulaftan yapılmış ekmekleri üretirdim. Yani çavdar ekmeği bir miktar yulaf değişik bunun kombinasyonlarını yapardım.

Ama buğdayı da kesinlikle tam buğday unu olarak kullanırdım. Zaten en sağlıklı olanı da budur. Özellikle şeker hastaları TİP numaraları düşük olan unlu mamülleri tükettiklerinde kan şekerleri çok hızlı yükselir. Ama en doğru olanı TİP numaralarının en yüksek olan buğday unlarıdır.

 

Gribe karşı çözüm: Soğan ve Maydonos-Limon kürü

Metin SOYLU: Hocam havalar soğuyor. İnsanları gribe karşı ya da soğuk algınlığına karşı ne tavsiye edersiniz?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Şimdi soğuk algınlığı ve gribe karşı ben iki tane kür öneriyorum. Bunlardan bir tanesi soğan kürüdür. Bizim bildiğimiz sarı soğan. Anadolu soğanı. 1,5 – 2 bardak suyu kaynatacaksınız. Su kaynamaya başladıktan sonra orta boy bir sarı soğanı 4 veya 6 parçaya bölerek kaynamakta olan suyun içerisine atacaksınız. Ve 5 dakika bu şekilde kaynatacaksınız. 5 dakika geçtikten sonra ocağın altını kapatıp. Soğanları iyice süzeceksiniz ve sıcakken bunu yudum yudum suyunu içeceksiniz. Günde 2 kere bunu içmelisiniz. 15 gün süre ile bu şekilde tekrar edildiği takdirde gribe karşı mükemmel bir önleyicidir. Diğer alternatif ise Maydonos-Limon kürüdür. Sabahları aç karnına yapılmak zorundadır. Kahvaltıdan ortalama 10 dakika önce 16-17 tane saplı maydonusu blendera atacaksınız üzerine iki yemek kaşığı limon suyu ilave edeceksiniz. Yarım bardaktan biraz daha fazla su ilave edeceksiniz. Ve blendere 1-1,5 dakika karıştıracaksınız. O yemyeşil bir su haline gelecek. Ve bunu tekrar söylüyorum aç karnına sabah kahvaltısından önce içeceksiniz. Bu da hem vücuda zindelik verecek artık sabahları daha zinde ve dinç kalkacaksınız. Gribe ve soğuk algınlığına karşı bu da mükemmel bir koruyucu ve önleyicidir. Ayrıca bu kürü uygulayanlar karaciğerlerinden de toksin atarlar.

Ekmek Dunyasi: Hocam sigara alışkanlığı olan kişiye sigarayı bırakması için ne önerirsiniz?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Sigarayı bırakabilmek için ilk önemli nokta O kişinin öncelikle sigarayı bırakacağına dair net karar vermesi lazım. “Evet ben sigarayı bırakmak istiyorum” demesi çok önemlidir. Sigara arzusu olan bir kişi yani canı o anda sigara yakmak istiyor ise hemen karabaş bitsinin saplarını çöplerinden yaklaşık olarak 1-2 cm kısmından kırıp ağzınıza alacak ve bunu çiğneyeceksiniz. Yutabilirsiniz de hiçbir zararı yoktur. Böylece o sigara arzusu ortadan kaybolacaktır. Her sigara arzusunda karabaş bitkisini çiğnemelidir. Lavantanın bir cinsidir bu.

“Bitkiler üzerine son eserim Mayıs 2010’da ”

Ekmek Dünyası: Hocam yeni kitap projeleriniz olacak mı?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Mayıs 2010’da bitkiler üzerine son eserim olan bir kitabımı yayımlamayı düşünüyorum. Bugüne kadar yayımlamış olduğum bu dört kitabımın içerisinde olmayan yepyeni bilgiler bu çıkartmayı düşündüğüm kitabımda yer alacak. Ayrıca Kur’an ve Bilim üzerine bir kitap yazıyorum. Bir de Ruhun Bekçileri adında bir kitap projem var.

 

Ekmek Dünyası: Ekmek Dünyası Dergisi’ne son olarak söylemek istediğiniz bir özel bir mesajınız olacak mı?

Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU: Ekmek Dünyası Dergisi’nin ilk sayısını elime aldığımda gerek görsel ve sayfa yapısı olarak ve gerekse derginin içerik bilgileri oldukça güzel olduğunu gördüm. Osmanlının Tarım Kültüründen tutun, yeni yapılan araştırma sonuçları Ekmek ve Anadolu’nun buğday tarımı hakkında vermiş olduğunuz bilgiler bana göre takdire şayandır. Ekmek Dünyası Dergisi, bana göre bu memlekete yapılmış milli bir vazife olarak telakki ediyorum. Gerçekten sizleri tebrik ediyorum.

—————————–kutu———————————

PROF.DR.SARAÇOĞLU KİMDİR?

Aslen Safranbolu’lu olan Saraçoğlu,1949 doğumlu. Kimya eğitimini tamamladıktan sonra 1982 yılında Avusturya Bilim Araştırma Fonu’nun projesi üzerinden doktara çalışmasını Avusturya Graz Teknik Üniversitesinde tamamladı. Aynı üniversitesinin Biyoteknoloji-Mikrobiyoloji kürsüsünde asistan olarak görev yaptı. 1985-1986 yıllarında Çukurova Üniversitesinde çalışan Saraçoğlu, 1987 yılında Doçent, 1994 yılında Profesör oldu. Türkiye’de lab’lı deterjanlara geçişin öncülüğünü yaptı.Karl Franzes Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışan Saraçoğlu, aynı zamanda AVL Araştırma Merkezinde fizik ve medikal sensör bölümlerinde araştırmacı ve üst düzey yönetici olarak görev yaptı.Viyana Teknik Üniversitesinde profesör olarak çalışan Saraçoğlu’nun uluslararası yayınlanmış makale ve patentleri var.

Son yıllarda Phyto-biyokimya ağırlıklı çalışan Saraçoğlu,bitkilerin insan sağlığı üzerindeki çalışan ve araştırmalarını aralıksız olarak sürdürmektedir. Amerika ve Avrupa’da internet üzerinden uluslararası birçok sağlık siteleri ve Forumları “Prof.Saraçoğlu Yöntemlerini” tüm dünyanın hizmetine sunmakta ve yine tüm dünyadan binlerce insan her gün bu siteleri ziyaret etmektedir.

Brokolinin,prostatit ve iyi huylu prostat büyümesi ( Benigne prostate hyperplazy ve de lavanta’nın Hepatit-B ve Hepatit-C ye karşı etkilerini ilk defa tüm dünyaya tanıtan Prof. Saraçoğlu’dur.Bitkisel olarak önleyici ve koruyucu tedavi kavramını ve yöntemlerini ilk geliştiren Prof. Saraçoğlu’dur. (Web: http://www.saracoglu.at)

Lezzet Kurusu
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
TÜM YAZARLARIMIZ
Güncel Konular