E‑Kodlar VE GIDA OKURYAZARLIĞI
Sosyal medya gıda platformları adeta bir “korku panayırına” dönüştü. Bir paketi eline al, içindeki “E” harfiyle başlayan kodları göster ve “Sakın almayın, zehirleniyorsunuz!” diye bağır, gelsin tıklamalar paylaşımlar. İşin acı tarafı, bu sığ sloganları artık sadece sıradan kullanıcılar değil; unvanının önünde “Doktor”, “Diyetisyen” veya “Gıda Mühendisi” yazan kişiler de paylaşıyor.
Gelin bu popülist masalları bir kenara bırakıp gerçeklerle yüzleşelim.
Bir maddenin E-kodu alması demek; o maddenin Avrupa Birliği otoritelerince mercek altına alınması, yıllarca test edilmesi ve güvenli kullanım sınırlarının (ADI) milimetrik olarak belirlenmesi demektir. “E-kodu varsa tehlikelidir” demek, “Plakası olan her araç kaza yapar” demek kadar akıl dışıdır. Asıl korkmanız gereken, üzerinde hiçbir kod bulunmayan, içeriği belirsiz, denetimden uzak, “doğal” maskesi takılmış merdiven altı ürünlerdir.
Etiket okurken parmağınızla işaret edip “bakın zehir” dediğiniz o kodların en çok kullanılan bir kaçına göz atalım.
E330 (Sitrik Asit): limon tuzudur! Ürünün bozulmasını engelleyen bir koruyucudur.
E322 (Lesitin): vücudunuzun her bir hücresinin zarını oluşturan, beyniniz için kritik öneme sahip bir fosfolipittir. Yumurta sarısında olduğunda “süper gıda”, etikette “E322” yazdığında “zehir” mi oluyor?
E300 (Askorbik Asit): Buyurun size bildiğiniz C Vitamini. Bağışıklık sisteminizi korumak için avuç avuç aldığınız vitamini, etikette kodla görünce neden düşman ilan ediyorsunuz?
Tariflere ben E kodlu hammadde kullanmıyorum diyerek başlayan sonra kabartma tozu (E500-E450) gibi hammaddeler ekleyen cahilleri sosyal medyada ve televizyonlarda çok sık görmeye başladık. Üzücü olan bunların binlerce takipçisi olması.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, bilimin rasyonelliğini etkileşim sayılarına kurban eden meslek sahiplerine bir çift sözümüz olmalı: Korku pompalamak uzmanlık değil, etik ihlalidir. İnsanların unvanlarınıza olan güvenini, onları gıdaya küstürmek için kullanmak toplumsal bir yanıltmadır. “İçinde kimyasal var” argümanı, gıda biliminin en temel ilkesini ıskalamaktır; çünkü su da dahil olmak üzere tükettiğimiz her şey kimyasal bir formüldür.
Gıda okuryazarlığı; ne yediğini bilmek, anlamak ve sorgulayabilmektir. Etikete bakıp korkmak değil, etiketi okuyabilmektir.
Bugün E-kodları üzerinden koparılan fırtınalar, aslında bir şeyin çok net göstergesi: Gıda okuryazarlığı eksikliği.
Bir E-kodu gördüğünde panikleyen ama aynı maddenin doğal kaynaktaki hâlini sorgulamayan bir yaklaşım, bilgi değil refleks üretir. Oysa E-kodlar, tüketiciden bir şey gizlemek için değil; tam tersine standartlaştırmak ve şeffaflaştırmak için vardır.
Gıda okuryazarlığı olan biri şunu bilir:
E-kodu bir “zehir etiketi” değil, tanım numarasıdır
Asıl soru “var mı?” değil, “neden var?” olmalıdır
Doğal, sentetik, fermentatif ayrımı etikette değil bilgide yapılır
Doz, bağlam ve ürün matrisi bilinmeden hüküm verilmez
E-kodları şeytanlaştırmak, gıdayı sadeleştirmez; aksine bilgi karmaşasını artırır. Bugün “katkısız” etiketiyle satılan ama içeriği belirsiz, denetimsiz, standardı olmayan ürünler; E-kodu olan ama yasal sınırları tanımlı ürünlerden çok daha büyük risk taşır.
Gıda okuryazarlığı tam da burada devreye girer. Okuryazar tüketici şunu sorar:
Bu madde hangi amaçla kullanılmış?
Aynı işlevi gören başka bir bileşen var mı?
Bu ürün kim için üretilmiş?
Günlük tüketimde gerçek risk nerede başlar?
Gıda okuryazarlığı; E-kodu ezberlemek değil, etiketi akılla okumaktır.
E-kodu bilmeyen korkar. Gıda okuryazarı olan sorgular.
Korku tüketiciyi, bilgi toplumu yönetir.
