1 Mayıs’ta Hatırlanmayan Emekçiler, Fırın İşçileri

Bugün 1 Mayıs.
Meydanlar, sloganlar, kortejler… Hepsi emeğin sesi, hepsi alın terinin hakkı.
Ama bugün, kalabalıkların uğultusundan uzakta, hayatın gerçek yükünü omuzlayan bir emek grubunu konuşmak boynumuzun borcu: Fırın işçileri.
Bizler geceleri derin bir uykuya dalmışken başlar onların mesaisi. Sokak lambaları ıssızlığı aydınlatırken, saat gece on ikiyi gösterdiğinde un çuvalları açılır, kazanlar çalışır, ilk hamurlar yoğrulmaya başlanır.
Bizim huzur dediğimiz o sessizlikte, fırın işçisinin un çuvalıyla, hamur kazanıyla ve yanan taş tabanla girdiği büyük telaş başlar.
Biz bu ülkede ekmeği çok konuşuruz. Kaç gram olduğunu konuşuruz. Kaç lira olduğunu konuşuruz. Ne kadar zamlandığını konuşuruz ve bende zaman zaman bu konuda yazılar yazıyorum haberler yapıyorum. Ama o ekmeğin içindeki emeği neredeyse hiç konuşmayız.
Oysa her sabah sofraya gelen o sıcak ekmeğin içinde,
bir gecelik yorgunluk, bir vardiyalık sabır, bir ömürlük emek vardır.
Fırın işçisi demek; Şehir uyurken çalışmak demektir. Şafaktan önce yorulmak demektir. 250 derecelik fırınların önünde sabahı beklemek demektir.
Yazın kavurucu sıcağında bile 40–45 dereceyi bulan üretim alanlarında, alnındaki teri un tozuna karıştırarak çalışmak;
yalnızca bir meslek değil, gerçek bir dayanıklılık sınavıdır.
Fırıncılık yalnızca ekmek üretmek değildir.
Fırıncılık; sıcakla, yorgunlukla, uykusuzlukla ve zamanla yarışmaktır.Gece başlar. Gündüz devam eder. Çoğu zaman 8 saat değil, 12–14 saat devam eder.
Ayakta, sıcakta, tozda, gürültüde.. Her gün, her gece, bayramda da, hafta sonunda da.... Biz uyurken onlar çalışır. Biz uyanmadan onlar yorulur.
………………………………….. 0……………………………..
Bugün fırıncılığın en büyük krizi un değil, elektrik değil, kira değil.
İnsan.
Bugün birçok işletme un buluyor, maya buluyor, enerji buluyor. Ama usta bulamıyor. Çırak bulamıyor.
Çünkü artık gençler bu mesleğe girmek istemiyor.
Gece çalışmak istemiyor. Sıcakta çalışmak istemiyor.
Haklılar.
Çünkü bu meslek ağır.
Çünkü bu meslek yıpratıcı.
Çünkü bu meslek görünmeyen bir emek istiyor.
Ve tam da bu yüzden bugün birçok fırın, maliyet yüzünden değil; çalıştıracak insan bulamadığı için zorlanıyor.
Yarın daha fazlası aynı nedenle zorlanacak.
Bugün artık açıkça söylemek gerekiyor:
Son 10–15 yıldır Türkiye’de birçok fırının gece üretimi, büyük ölçüde göçmen işçilerin emeğiyle dönüyor.
Özbek, Afgan, Türkmen, Suriyeli, Mısırlı, Afrikalı birçok emekçi; bu ülkenin ekmeğini gece boyunca yoğuruyor, pişiriyor, sabaha hazırlıyor.
Bugün bazı işletmelerde üretimin omurgasını artık yerli işçiler değil, göçmen emekçiler taşıyor.
Bu gerçeği görmeden fırıncılığın geleceğini konuşamayız. Bu mesele yalnızca “eleman bulamıyoruz” meselesi değildir. Bu mesele, mesleğin sürdürülebilirliği meselesidir.
Eğer bugün acil çözüm üretilmezse; çıraklık sistemi yeniden kurulmazsa, mesleki eğitim güçlendirilmezse, gece çalışmasının sosyal ve ekonomik karşılığı verilmezse, fırın işçiliği kayıtlı, güvenceli ve saygın bir meslek haline getirilmezse,
yarın yalnızca usta değil, fırın da bulmak zorlaşacaktır.
Çünkü ekmek üretimi yalnızca un, su, tuz ve mayayla yapılmaz.
Ekmek, insan emeğiyle yapılır.
GIDA DANIŞMANI
Gıda teknolojisi ve unlu mamuller sektörüne duyduğum tutku ile 1992 yılından bu yana gıda sektöründe aktif olarak çalışıyorum. Ar-Ge, üretim, kalite yönetimi, eğitim, danışmanlık ve yayıncılık alanlar...
