Bayramlar… Birlikte Olmanın Güzel Olduğu Günler

Birçoğumuz bugün büyük şehirlerde yaşıyoruz… Ama aslında köyde, kasabada ya da o sıcak mahallelerde büyümüş bir nesiliz. Bu yüzden çocukluğumuz, her köşesi ayrı bir hikaye olan bayram hatıralarıyla dolu.
Bayram sabahı daha güneş doğmadan kalkılırdı. Evde tatlı, sessiz bir telaş başlardı. En temiz, en güzel kıyafetler giyilir; büyükler özenle hazırlanırdı. Sonra bütün köy, eksiksiz bir şekilde bayram namazı için toplanırdı. Kimsenin “Gelir miyim, uğrar mıyım?” dediği yoktu; çünkü bayram, ancak birlikte olunca bayramdı. Namaz çıkışı herkes birbirini bekler, ardından hep birlikte mezarlığın yolu tutulurdu. Dualar okunur, toprağın başında sessizce beklenirdi. Hayatta olmayanlar asla unutulmazdı. Bilirdi eskiler; bayramın sadece yaşayanlarla değil, kaybedilenlerle de yaşandığını…
Sonra köy meydanında ya da mezarlık önünde uzun bir sıra olunurdu. Köyün en yaşlısı başta olmak üzere, herkes yaş sırasına göre dizilirdi. Herkes birbirinin bayramını tek tek, gözünün içine bakarak kutlardı. O bayramlaşmanın içinde saygı vardı, terbiye vardı, en çok da aidiyet vardı.
Ama en güzeli şuydu: Küsler barışırdı. Bir yıldır konuşmayan insanlar o gün el sıkışırdı. “Bayramdır” denir, gurur bir kenara bırakılırdı. Çünkü eskiler şunu çok iyi bilirdi: Bayram, kırgınlığı taşıma günü değil; bırakma günüdür.
Köyün sokakları, bayramın ilk saatlerinden itibaren çocukların neşesiyle şenlenirdi. Elimizde poşetlerle, bez torbalarla kapı kapı dolaşır, bayram şekeri toplardık. Hangi kapıdan ne çıkacağını bilmenin o çocuksu heyecanı paha biçilemezdi. Biz sokakları adımlarken, büyükler de akraba ziyaretlerine koyulurdu. Gidilen her evde sanki bir yarış varmış gibi bol bol baklavalar ikram edilir, yanına kabuklu fıstıklar çıtırdatılırdı. O kadar çok ev gezilirdi ki, günün sonunda yenilen baklavaların, fıstıkların sayısını kimse hatırlamazdı ama o sohbetlerin tadı damakta kalırdı.
Şimdilerde birçok köy sessiz, evler kapalı… Gençler şehirde, çocuk sayısı az. Yine de teselli bulduğumuz güzel bir şey var: Uzun tatillerde hâlâ büyük şehirlerden köylere doğru büyük bir göç yaşanıyor. Demek ki insan memleketini, köklerini tamamen unutamıyor.
Tabii hanımı ve çocukları ikna edebilenler için :)
Çünkü bugün birçok evde bayram yolculuğu şu sitemli cümleyle başlıyor: “Bu bayram da mı köye gideceğiz? Millet tatile gidiyor…”
Ama işin gerçeği şu: İnsan bazen memlekete gitmez, çocukluğunu aramaya gider. Bir eski sokakta yürümek, bir tandır kokusunu yeniden içine çekmek, bir çocukluk arkadaşının gözlerinde eski günleri görmek ve biraz da kendini hatırlamak için düşer yollara.
Belki o eski bayramlar bir daha geri gelmeyecek. Ama sürekli “Nerede o eski bayramlar?” diye hayıflanmak yerine, elimizdeki bayramı güzel yaşamaya çalışabiliriz.
Telefonu biraz kenara bırakıp, sofrada biraz daha uzun oturarak… Büyükleri daha can kulağıyla dinleyip, çocukların neşeli sesine biraz daha karışarak…
Çünkü biz bugünü hakkıyla yaşarsak, yıllar sonra bugünün çocukları da iç geçirerek şöyle diyecek: “Ah… Ne güzel bayramlarımız vardı.”
Belki eski bayramlar geri gelmez…
Ama yine de sevdiklerimize sarılabildiğimiz her bayram güzeldir.
Kırgınlıkların bittiği, sofraların bereketlendiği, çocuk seslerinin eksik olmadığı bir bayram olsun…
Herkesin Kurban Bayramı mübarek olsun.
GIDA DANIŞMANI
Gıda teknolojisi ve unlu mamuller sektörüne duyduğum tutku ile 1992 yılından bu yana gıda sektöründe aktif olarak çalışıyorum. Ar-Ge, üretim, kalite yönetimi, eğitim, danışmanlık ve yayıncılık alanlar...
