Ramazan geliyor ‘denetim şovu’ başlar : Peki kalan 11 ay ?
Takvim yaprakları Ramazan’ı gösterdiğinde, televizyon ekranlarında ve sosyal medyada değişmez bir ritüel başlar: “Fırınlara şok baskın!” Zabıtalar, İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri ve olmazsa olmaz “basın ordusu”… Flaşlar patlar, kameralar zoom yapar; ki
rli bir tava ya da kıyıda köşede kalmış bir böcek, sanki ulusal bir felaketmiş gibi “son dakika” olarak servis edilir. Elbette denetim yapılmalı, elbette halkın sağlığıyla oynayanlara göz açtırılmamalıdır. Ancak sektörün içinden biri olarak sormak istiyorum: Hijyen, temizlik ve kalite sanki yılın 11 ayında önemsiz de, sadece Ramazan’da mı aklımıza geliyor? Gıda güvenliği takvime bağlı bir hassasiyet değildir; yılın 365 günü, günün 24 saati sağlanması gereken bir zorunluluktur. Daha önce kaleme aldığım “Gıda Güvenliği ve Zabıta” başlıklı yazımda da altını çizmiştim; denetim sadece ceza makbuzu kesmek değildir. Denetim, aynı zamanda eğitmek, yol göstermek ve sistemi iyileştirmektir. Bugün ekranlarda midemizi bulandıran o manzaraları görüyorsak, suçlu sadece o işletmenin sahibi değildir. Açık konuşalım: O işletmeye ruhsat veren, yıl boyunca kaderine terk eden, personele hijyen eğitimi vermeyen, denetimi yalnızca “ceza kesmek” ve “şov yapmak” olarak gören sistem de en az o kirli tezgâhın sahibi, yöneticisi kadar sorumludur. Belediyeler ve Bakanlıklar, kameraları yanlarına alıp “bakın biz çalışıyoruz” imajı vermeden önce, o işletmelere şu soruyu sorabilmelidir: “Biz size ne öğrettik, siz neden hâlâ yanlış yapıyorsunuz?” Eğitim vermeyen, rehberlik etmeyen ve sürekli denetim mekanizmasını işletmeyen bir otoritenin; ortaya çıkan her kötü manzarada sorumluluğu vardır. Bu Ramazan da ekranlarda bol bol mühürlenen fırınlar, Kesilen cezalar göreceğiz. Ama asıl görmemiz gereken; kameralar kapandığında, Ramazan bittiğinde de aynı titizliğin devam edip etmediğidir. Vatandaşın sağlığı, bir aylık medya şovlarına malzeme edilemeyecek kadar kıymetlidir. Gelin bu Ramazan, sadece fırıncıyı değil; denetim sistemindeki bu “mevsimlik” anlayışı da masaya yatıralım. Ekmek Alırken En Basit Ama En Etkili Denetim Bana sık sık soruyorlar: “Pideyi ya da ekmeği hangi fırından alıyorsun?” Size bunu tüm samimiyetimle söyleyeyim; bir tüketici olarak bir fırının mutfağına girip üretime müdahale etme şansınız yok. Ancak bu, tamamen çaresiz olduğunuz anlamına da gelmez. Ekmek ya da pide alırken dikkat edebileceğiniz bazı çok basit ama hayati kriterler vardır. Öncelikle çalışanların kıyafetine bakın. Temiz mi, düzenli mi, iş kıyafetiyle mi çalışıyorlar? Ardından fırından çıkan ekmek ya da pidenin el değip değmediğini gözlemleyin. Eldiven kullanılıyor mu, kullanılıyorsa gerçekten temiz mi, yoksa sadece vitrin süsü mü? Tezgâhın düzeni, ürünlere temas şekli ve genel ortam size zaten çok şey anlatır. Bazen birkaç saniyelik bir gözlem, sayfalarca rapordan daha değerlidir. Eğer içinize siniyorsa, gönül rahatlığıyla o fırından alışveriş yapın. Sinmiyorsa, “ucuz” ya da “yakın” diye kendinizi zorlamayın. Unutmayın; ekmek her gün tükettiğimiz bir gıdadır ve güven duymadığınız bir yerden alınan ürün, ne kadar ucuz olursa olsun pahalıdır. Kısacası; tüketici olarak en büyük denetim gücünüz gözünüz ve vicdanınızdır. [gallery ids="60613"]
📰 İlgili Haberler
💬 Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!



