GIDA GÜVENLİĞİ ve ZABITA

Son günlerde televizyonlarda ve sosyal medyada paylaşılan gıda denetimi görüntüleri, bir başarı hikâyesi gibi sunuluyor. Zabıta ekipleri depolara giriyor, tonlarca ürün kameralar önünde imha ediliyor.
Oysa bu görüntüler bir başarı değil, yılların ihmalinin açık itirafıdır.
Çünkü bu ürünler bugün bozulmadı. Aylarca, hatta yıllarca aynı depolarda bekledi. Eğer tek bir baskınla bu kadar ürün ortaya çıkıyorsa, ortada yalnızca işletmeci hatası değil, denetim sisteminin ciddi bir zaafı vardır.
Zabıta bugün görevini yapmıyor; yıllardır yapmadığı görevin sonuçlarını bugün kameraya gösteriyor.
Denetim, kamera önünde yapılan bir baskın değildir. Denetim; süreklilik, takip ve kayıt gerektirir. Kriz anlarında yapılan ani baskınlar halk sağlığını korumaz, sadece kamuoyunu geçici olarak rahatlatır.
Bir diğer gerçek de şudur: Bugün ceza yazılan birçok işletme, neyi yanlış yaptığını dahi bilmiyor. Çünkü bu insanlar yıllardır eğitilmedi. Ruhsat verildi, kapı açıldı, sonra unutuldu.
Oysa zabıta yalnızca ceza yazan bir birim değildir. Yanlışı oluşmadan engellemek, işletmeleri yönlendirmek ve eğitmek de bu görevin parçasıdır. Eğitim olmadan yapılan her denetim, günü kurtarır ama sorunu büyütür.
Bugün imha edilen ürünler, aslında cehaletin ve ihmalin birikmiş halidir.
Bu görüntülerle övünülmemeli. Çünkü her depo baskını, “Biz bu işi zamanında yapmadık” demenin başka bir yoludur.
Zabıta görevini depo basarken değil, o deponun hiç oluşmamasını sağlarken yapmış olur.
1992 yılıydı.
Okuldan yeni mezun olmuştum.
Fırınla fabrika arasında, seri ekmek üreten bir işletmede işe başlayalı daha birkaç gün olmuştu.Bir sabah üretimin tam ortasında kapı açıldı. Önde bir zabıta müdürü, arkasında 3–5 zabıta…Yanlarında da şehrin yeni kurulmuş özel televizyon kanalı.
Kameralar çalışıyor, mikrofonlar açık. Gözüne kestirdikleri ekmekleri tezgâhtan aldılar.
Tarttılar. Bir iki gram eksik çıkanları ayırdılar.
Müdür kameraya döndü:
“Efendim, şimdi para cezası uygulayacağız.
Tekrarı halinde kapatma işlemi yapacağız.”
Ben izliyorum. Dayanamadım.
— “Bir dakika lütfen…” dedim.
Herkes bana döndü.
“Ceza yazmadan önce bu ekmekleri alıp analiz edin.
Nemini bilmeden gramaj ölçmek doğru değil.
Kaldı ki bu konuda %3 tolerans payı vardır.”
Bir anlık sessizlik.
Zabıta müdürünün yüzü buz gibi oldu.
Kameraman ve sunucu sevinçle bana döndü:
— “Sen kimsin?”
— “Bu firmanın sorumlusuyum.”
Bir saniyelik duraksama…
Sonra o cümle geldi:
— “Bu firma üniversite mezunu adam mı çalıştırıyor?”
Gülümsedim.
— “Numune almanın, gramaj ölçmenin gıda kodeksinde tanımı var.
Lütfen mevzuata uygun uygulayın.” dedim.
Kameralar kapandı. Televizyon ekibi gitti. Ama zabıtalar gitmedi.
O günden sonra bize bela oldular.
Denetimler arttı, baskılar çoğaldı.
Ve ben…Bir süre sonra o şehri terk ettim. İstanbul’a geldim sektörün lider firmasında işe başladım. Yıllar geçti ben çok değiştim, bilgilendim ama zabıta aynı zabıta…!
GIDA DANIŞMANI
Gıda teknolojisi ve unlu mamuller sektörüne duyduğum tutku ile 1992 yılından bu yana gıda sektöründe aktif olarak çalışıyorum. Ar-Ge, üretim, kalite yönetimi, eğitim, danışmanlık ve yayıncılık alanlar...
