Eduard Lebon tarafından kurulan pastane, İstanbul’da Fransız pastacılık kültürünün ilk temsilcilerinden biri olarak biliniyor. Drajeleri, bonbonları, servis geleneği ve Avrupa tarzındaki iç mekânıyla öne çıkan Lebon, zamanla yalnızca bir yeme içme mekânı değil, kentin kültürel belleğinin de önemli parçalarından biri hâline geldi.

Edebiyatçıların buluşma noktası

Lebon’un tarihindeki en önemli başlıklardan biri, edebiyat dünyasıyla kurduğu ilişki oldu. Ahmet Haşim, Tevfik Fikret, Abdülhak Hamit ve Yahya Kemal gibi isimlerle anılan pastane, bir dönem Beyoğlu’nun entelektüel çevrelerinin buluşma noktaları arasında yer aldı. Bu özelliğiyle İstanbul’un edebiyat mahfilleri arasında sayılan mekân, yazarların ve şairlerin bir araya geldiği kültürel yaşamın simgelerinden biri olarak hafızalara kazındı.

Pastanenin tarihî kimliğini tamamlayan unsurlar arasında Avrupa’dan getirilen porselenler, kristal ve gümüş servis takımları ile Art Nouveau üslubundaki dekoratif ayrıntılar da bulunuyordu. Markayla özdeşleşen “Chez Lebon, tout est bon” sözü ise “Lebon’da her şey iyidir” anlamına geliyor.