32 yıllık fuar yolculuğumdan, 2026 IBATECH İstanbul izlenimleri…


Gıda sektöründe geçen yıllarım boyunca fuarlar benim için hiçbir zaman yalnızca makinelerin sergilendiği, yeni ürünlerin tanıtıldığı veya ticari bağlantıların kurulduğu organizasyonlar olmadı.
Fuarlar aynı zamanda sektörün nabzının tutulduğu, dostlukların pekiştiği, teknolojinin hangi yöne ilerlediğinin görüldüğü ve bazen de geçmişle bugünün karşılaştırıldığı önemli buluşma noktaları oldu.
Yaklaşık 35 yıldır yurt içinde düzenlenen gıda fuarlarında kimi zaman katılımcı, kimi zaman ziyaretçi olarak yer alıyorum. İmkânlar elverdikçe yurt dışındaki fuarları da takip etmeye çalışıyorum.
Dile kolay, 35 yıl!
Bu sürede nice makineler, teknolojiler, markalar ve firmalar gördük. Bazıları büyüdü, bazıları el değiştirdi, bazıları ise sessiz sedasız sektörden çekildi.
Ama bazıları var ki hâlâ dimdik ayakta.
1994'ten 2026'ya: Bir Fuarın Hafızası
İstanbul'da katıldığım ilk unlu mamuller fuarını bugün gibi hatırlıyorum.
Yıl 1994…
Bugünkü gibi devasa fuar merkezleri, kilometrelerce uzanan stantlar, gösterişli makineler ve büyük organizasyonlar yoktu.
Taksim Tepeüstü'nde, TRT binasında düzenlenen bir fuardı.
O yıllarda sektörümüzün imkânları da beklentileri de bugünkünden oldukça farklıydı. Ancak heyecan büyüktü. Yeni bir makine görmek, farklı bir üretim tekniği öğrenmek veya başka bir üreticiyle tanışmak bile başlı başına önemliydi.
Aradan tam 32 yıl geçti.
2026 IBATECH İstanbul Fuarı'nı gezerken bir ayrıntı özellikle dikkatimi çekti.
1994 yılında o mütevazı fuarda yer alan birkaç firmanın, 32 yıl sonra hâlâ aynı sektörde ve bu büyük organizasyonda bulunması…
Bir an durup düşündüm.
32 yıl boyunca değişen ekonomik koşullara, krizlere, rekabete ve teknolojik dönüşüme rağmen ayakta kalabilmek gerçekten büyük başarı.
O firmaları görmek bana yalnızca eski günleri hatırlatmadı; aynı zamanda bu sektörün ne kadar emek, sabır ve mücadele istediğini bir kez daha gösterdi.
IBAKTECH 2026: Beklentiler Yüksek, Heyecan Düşüktü
İki yılda bir İstanbul'da düzenlenen IBAKTECH, bana göre unlu mamuller sektörünün Türkiye'deki en önemli, belki de en tartışmasız buluşma noktası.
Fırıncılıktan pastacılığa, çikolatadan dondurmaya, üretim makinelerinden hammaddelere kadar geniş bir sektör aynı çatı altında buluşuyor.
Bu nedenle IBAKTECH'e yönelik beklentiler her zaman yüksek oluyor.
Ancak bu yıl fuarda alışık olduğumuz o hareketliliği göremedim.
İlk iki gün ziyaretçi yoğunluğunun düşük olmasını hava muhalefetine veya aynı hafta yapılan 2 önemli fuarında olmasına bağladık. Sonuçta olumsuz hava koşulları ulaşımı ve ziyaretçi planlarını etkileyebilir.
Ama sonraki günlerde de tablo çok değişmedi.
Koridorlarda insanlar vardı, stantların önünden ziyaretçiler geçiyordu. İlk bakışta bir kalabalık görünüyordu.
Fakat işin ticari tarafına bakıldığında durum farklıydı.
Kalabalık vardı ama ticari hareketlilik aynı ölçüde hissedilmiyordu.
Hani halk arasında bir tabir vardır ya…
Kuru kalabalık!
İşte bu yılki fuarı gezerken zaman zaman aklımdan geçen ifade tam olarak buydu.
Yabancı Ziyaretçiler Neredeydi?
Beni en fazla düşündüren konu ise yabancı ziyaretçi sayısının beklentilerin altında kalmasıydı.
Türkiye, unlu mamuller makineleri, ekipmanları ve hammaddeleri konusunda önemli bir üretim ve ihracat potansiyeline sahip.
Üstelik İstanbul, coğrafi konumu sayesinde Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar, Orta Asya ve Afrika pazarları için doğal bir buluşma noktası.
Dolayısıyla IBAKTECH gibi uluslararası kimliği olan bir fuarın yalnızca yerli ziyaretçilerle değil, güçlü bir yabancı alıcı profiliyle de öne çıkması gerekiyor.
Fuarda sohbet ettiğim birçok katılımcının ortak değerlendirmesi, yabancı ziyaretçi sayısının oldukça düşük kaldığı yönündeydi.
Bazı firmalar bu durumdan duydukları hayal kırıklığını açıkça dile getirdi.
Elbette fuarın gerçek ticari başarısını değerlendirmek için ziyaretçi istatistiklerine, yabancı alıcı oranlarına ve fuar sonrasında gerçekleşen iş bağlantılarına bakmak gerekir.
Ancak yıllardır fuar gezen bir sektör profesyoneli olarak gözlemlerim ve katılımcılarla yaptığım sohbetler, bu yıl beklentilerin tam anlamıyla karşılanmadığını düşündürüyor.
Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bir fuarın başarısını ziyaretçi sayısıyla mı, yoksa o ziyaretçilerin oluşturduğu ticari değerle mi ölçmeliyiz?
Bence artık bu soruyu daha fazla tartışmalıyız.
Çünkü bir fuarı gerçekten uluslararası yapan şey yalnızca farklı ülkelerin bayraklarını taşımak değil, farklı ülkelerden gerçek alıcıları stantlara getirebilmektir.
Bu Kez Benim Fuarım Biraz Farklıydı!
Gelelim işin keyifli tarafına…
Yıllarca fuarlarda kimi zaman stant kurduk, kimi zaman ürün tanıttık, kimi zaman müşteri ağırladık.
Sabah erkenden başlayan hazırlıklar, gün boyu süren görüşmeler, ayakta geçen saatler…
Bir de fuar bittikten sonra başlayan değerlendirmeler!
Bu yıl ise farklı bir karar verdim.
Fuarın biraz da özgürce gezmenin, yani benim tabirimle "free takılmanın" keyfini çıkardım.
Ne stant sorumluluğu vardı ne de yetişmem gereken görüşme trafiği.
İstediğim stantta durdum, istediğim dostumla uzun uzun sohbet ettim.
Yıllardır görmediğim meslektaşlarımla karşılaştım. Eski günleri konuştuk, ortak anılarımızı hatırladık, sektörün dününü ve bugününü değerlendirdik.
Tabii bol bol da selfie çektik!
Hatta bazı sohbetlerimiz o kadar uzadı ki makineleri incelemekten çok dostlarla hasret gidermeye zaman ayırdığımı fark ettim.
Ama bundan hiç şikâyetçi değilim.
Çünkü 35 yılın sonunda insan şunu daha iyi anlıyor:
Bir fuardan geriye yalnızca kataloglar, kartvizitler ve makine fotoğrafları kalmıyor. Bazen en değerli kazanım, yıllar sonra yeniden karşılaştığınız bir dostun samimi gülümsemesi oluyor.
Fuarlar da Değişmek Zorunda
Bugün artık teknolojiye ulaşmak için mutlaka fuar gezmek gerekmiyor.
Bir makinenin teknik özelliklerini internetten inceleyebiliyor, üretim videolarını izleyebiliyor, dünyanın diğer ucundaki üreticiyle görüntülü görüşme yapabiliyoruz.
Bu durum fuarların önemini ortadan kaldırmıyor.
Aksine, fuarların kendilerini yeniden tanımlamalarını zorunlu kılıyor.
Artık yalnızca stantları doldurmak yeterli değil.
Doğru ziyaretçiyi doğru üreticiyle buluşturmak, uluslararası alıcı organizasyonlarını güçlendirmek, yeni teknolojilere ve gerçek sektör ihtiyaçlarına odaklanmak gerekiyor.
Özellikle Türkiye gibi güçlü bir unlu mamuller üretim altyapısına sahip bir ülkede, IBAKTECH'in çok daha etkili bir uluslararası ticaret platformu olabileceğine inanıyorum.
Bunun için organizatörlerden katılımcı firmalara, sektör temsilcilerinden biz profesyonellere kadar herkesin düşünmesi gereken noktalar var.
Eleştirmek kolaydır. Önemli olan, bu organizasyonların gelecekte daha güçlü olması için doğru soruları sorabilmektir.
32 Yılın Ardından…
1994 yılında Taksim'deki o küçük fuardan 2026 yılında İstanbul'un büyük fuar salonlarına uzanan yolculukta çok şey değişti.
Makineler büyüdü, teknolojiler gelişti, üretim kapasiteleri arttı.
Ama değişmeyen bir şey var:
Bu sektörün insanları.
Üreten, geliştiren, mücadele eden, bazen rakip bazen dost olan ama aynı mesleğin heyecanını paylaşan insanlar…
2026 IBAKTECH benim açımdan ticari hareketliliğiyle değil, daha çok bu insanlarla yeniden buluşmanın keyfiyle hafızamda kalacak.
Elbette gönül isterdi ki fuar hem katılımcıları hem ziyaretçileri hem de uluslararası ticaret hacmiyle çok daha güçlü bir tablo ortaya koysun.
Umarım 2028 yılında daha hareketli, daha uluslararası ve katılımcıların yüzünü daha fazla güldüren bir IBAKTECH görürüz.
Ben yine orada olur muyum?
Büyük ihtimalle!
Belki yine bir stantta, belki bir makinenin başında, belki de eski bir dostla kahve içerken…
Ama kesin olan şu:
32 yıl önce aynı fuarda karşılaştığımız firmaları bugün hâlâ görebiliyorsak, bu sektörün daha anlatacak çok hikâyesi var.
Ve biz de o hikâyelerin içinde olmaya devam edeceğiz.




📰 İlgili Haberler
💬 Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!




