ABD’de Yeni Etiketleme Tartışması Değirmencilik Sektörünü Karıştırdı

ABD’de glütensiz ürün pazarı yeni ve kritik bir tartışmanın eşiğinde. Kuzey Amerika Değirmenciler Derneği (NAMA), ABD Gıda ve İlaç Dairesi’ne (FDA) yaptığı resmi başvuruda, yulafın “gluten içeren tahıl” olarak sınıflandırılmasına karşı çıktı. Tartışma yalnızca çölyak hastalarını değil; değirmencilikten kahvaltılık gevrek üretimine, fonksiyonel gıdalardan glütensiz ürün pazarına kadar tüm tahıl sektörünü ilgilendiriyor.

Tartışma nereden çıktı?

Konu, çölyak hastaları adına FDA’ya sunulan bir vatandaş dilekçesiyle gündeme geldi. Dilekçede; glutenin tüm paketli gıdalarda “majör alerjen” olarak etiketlenmesi ve buğday, arpa, çavdarla birlikte yulafın da “gluten içeren tahıl” olarak değerlendirilmesi talep ediliyor. Gerekçe ise açık: Yulaf doğal olarak glütensiz olsa da tarla, depolama ve öğütme süreçlerinde glutenle çapraz bulaşma riskinin çok yüksek olduğu savunuluyor.

Dilekçe sahiplerine göre bu risk, özellikle çölyak hastaları için ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor.

NAMA: “Yulaf doğal olarak glütensizdir”

Kuzey Amerika Değirmenciler Derneği ise bu yaklaşımın teknik ve ticari açıdan ciddi sorunlar doğuracağını savunuyor. NAMA’ya göre yulafın kendisi gluten içermez; sorun, yulafın üretim ve tedarik zincirinde buğday, arpa veya çavdarla temas etmesidir. Bu nedenle yulafı doğrudan “glutenli tahıl” ilan etmek bilimsel olarak da yanıltıcıdır.

NAMA’nın görüşüne göre bu düzenleme:

  • tarımsal tedarik zincirini zorlaştıracak,
  • değirmencilikte maliyetleri artıracak,
  • glütensiz yulaf arzını azaltacak,
  • üretici üzerindeki operasyonel yükü büyütecek,
  • tüketici fiyatlarını yukarı çekecek.

FDA’nın yetkisi var mı?

Tartışmanın en kritik başlıklarından biri de hukuki boyut.

NAMA, FDA’nın gluteni tek başına “majör alerjen” ilan etme yetkisi olmadığını savunuyor. ABD’de majör alerjen listesi Kongre tarafından belirleniyor. Bugün bu listede süt, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri, sert kabuklu yemişler, buğday, yer fıstığı, soya ve susam bulunuyor. Glutenin bu listeye eklenmesi için FDA kararı değil, doğrudan yasal düzenleme gerekiyor.

NAMA, susamın majör alerjen listesine eklenmesinde de aynı sürecin izlendiğini hatırlatıyor.

Asıl mesele: Hammaddenin kendisi mi, proses mi?

Sektör açısından tartışmanın en önemli noktası burada başlıyor.

Bugün glütensiz yulaf üretimi zaten özel üretim protokolleriyle yapılıyor. Ayrı tarla, ayrı depolama, ayrı öğütme ve kontrollü üretim zinciri ile gluten seviyesi güvenli sınır olan 20 ppm altında tutulabiliyor. NAMA’ya göre sistem zaten çalışıyor. Sorun yulafın kendisi değil; prosesin ne kadar kontrollü yönetildiği.

Bu nedenle sektörün yaklaşımı net:
Tüm yulafı riskli ilan etmek yerine, kontrollü üretim altyapısını güçlendirmek daha doğru bir çözüm.

20 ppm sınırı korunmalı

NAMA ayrıca FDA’ya glütensiz etiketlemede yıllardır kullanılan 20 ppm gluten eşiğinin korunması çağrısı yaptı.

Çünkü mevcut üretim sistemleri, test altyapıları ve etiketleme düzeni bu eşik üzerine kurulu. Bu sınırın değiştirilmesi yalnızca maliyetleri değil, glütensiz ürünlerin erişilebilirliğini de doğrudan etkileyebilir.

Bu karar neden önemli?

Bu tartışma yalnızca ABD iç pazarıyla sınırlı değil.

FDA’nın glütensiz etiketleme yaklaşımında yapacağı olası bir değişiklik; Avrupa başta olmak üzere küresel tahıl ticaretini, glütensiz ürün ihracatını ve fonksiyonel gıda üretimini doğrudan etkileyebilir.

Özellikle:

  • glütensiz yulaf üreticileri,
  • kahvaltılık gevrek markaları,
  • granola ve bar üreticileri,
  • fonksiyonel gıda üreticileri,
  • premiks ve sağlıklı atıştırmalık markaları

bu gelişmeyi yakından izliyor.

Bugün tartışılan konu yalnızca “yulaf glutenli mi?” sorusu değil.
Asıl mesele şu:

Doğal olarak glütensiz bir hammaddenin kaderini, kendi yapısı mı belirleyecek; yoksa üretim zincirindeki hatalar mı?